2008’de başlayan ve hepimizin hayatını en olumsuz şekilde etkileyen kriz koşullarında, hala bitti mi, devam mı ediyor, etkisi mi hafifledi, yoksa daha derin bir kriz mi gelecek… Tartışmaları arasında emeğin kazanılmış tüm haklarına, evlerimize, aşımıza, eğitimimize, sağlığımıza, ceplerimize saldırının yoğunlaştığı, elimizde ne var ne yok hepsinin alınıp patronların hizmetine sunulmaya çalışıldığı bir dönemde 2010 1 Mayıs’ını karşılamaya hazırlanıyoruz.
Dershane borcu yüzünden hapse atılan annesinin durumuna dayanamadığı için hayatına kıyan Soner Semih’in acısı daha taze yüreklerimizde. Eğitimin tamamen niteliksizleştirildiği ve üniversite öncesi dershaneye gitmenin neredeyse zorunlu hale geldiği bu sistem aynı zamanda üniversitelerimizi de niteliksizleştiriyor. Üniversitelerimiz artık bilim üretmek için varolan kurumlar olmaktan çıkıp, kar elde etmeye çalışan şirketler haline gelmiştir. Zaten ücretli olan fotokopi, yemek, yurt gibi ihtiyaçlara artık öğrenci belgesi, transkript gibi ihtiyaçlar da eklenmiş ve hepsi birden ulaşılamaz hale getirilmiştir. Bunun yanı sıra üniversite-sanayi (sermaye) işbirliği adı altında biz öğrencilerin emekleri de sömürülmektedir. Alınan projelerde çalışanlar biz olmamıza rağmen nedense kazanan her zamanki gibi sermaye olmaktadır. Yine son dönemlerde hayatımıza sokulmaya çalışılan teknokent-teknopark kavramları ile de bu sömürünün iyice artırılması amaçlanmaktadır.
Eğitim alanında bunlar ve buraya sığmayacak pek çok sorun yaşanırken sağlık alanı da buradan geri kalmamaktadır. En son yürürlüğe sokulan ve büyük tepkilerle karşılanan SSGSS (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası) Yasası ile hastanelerimiz devlet eli ile ticarete açılmakta ve pek çoğumuz farkına varamasak da büyük ücretler kesilmekte, ilaçları ucuz olan hastalar sigortası ile değil hastane parasını “ertelemek” (ödememek değil) için ilaçlarının ücretlerinin tamamını kendi ceplerinden ödemektedirler. Sağlık ocakları birer birer kapatılmakta, hastanelerin yönetimlerine “ticaret odalarından” yetkililer girmektedirler. Hastaneler sınıflandırılmakta ve iyi hastanelerden daha çok para istenmesinin önü açılmakta. Yasanın anlatılan tüm güzel(!) yanlarına rağmen insanlar hastane kapılarından dönmekte, gerekli ilaçlarını alamamakta, hayati önem taşıyan ilaçları kapsam dışı bırakılmakta kısacası annelerimize, babalarımıza, kardeşlerimize paran varsa hasta ol yoksa tedavi olamazsın denilmektedir.
Gelecekte meslektaş olacağımız ağabeylerimiz, ablalarımız da ciddi tehditlerle karşı karşıyalar. Mühendislik her yerde her fırsatta pohpohlanırken yeni mezun bir mühendisin işe başlama ücreti 600tl’ye kadar geriledi. Mühendisler iş kazalarına kurban gitmekte ve yalnızca işçilerin sorunu imiş gibi gösterilmeye çalışılan iş kazalarının kurbanları olmaktadırlar. Çalışma koşulları ağırlaşmakta, çalışma süreleri uzatılmakta ve işsiz olan binlerce mühendis ile “bu koşullarda çalışmam diyorsan dışarıda çalışacak olanlar var” diyerek tehdit edilmektedirler. Kriz bahanesi ile pek çoğunun işlerine son verilmiştir. Tüm bu sorunlara ek olarak bizi bekleyen sorun ise 65 yaşından önce emekli olamayacak olmamız, eğitim süresi boyunca entegre tesisler görme olasılığımızın yalnızca torpillere bağlı hale indirilmesi, diplomalarımızdan “mühendislik unvanına hak kazanmıştır” ibaresinin kaldırılması gibi çeşitli sorunlar var.
Ulaşıma yapılan zamlar, elektrik, su ve doğalgaza yapılan zamlar, temel besin maddelerine gelen zamlar, ücretlerdeki düşüşler, burslarımızın kesilmesi gibi sorunlarla hayatlarımız elimizden alınıyor çoğu öğrenci arkadaşımız okurken aynı zamanda da çalışmak zorunda kalıyor. Bu sorunlarla boğuşurken üniversite harçlarına %500’e varan zam yapmaya kalkışanlar yüzleri bile kızarmadan “öğrencilerin nasıl ödeyeceklerini düşünmemiştik” diyebiliyor, 12 Eylül darbesinin mirası olan YÖK başkanı “öğrencilere 8000-10000tl kredi verelim üniversiteleri de paralı yapalım” diyebiliyor. Ücretsiz üniversite, ücretsiz eğitim nerede kalmış diyebiliyor. Hiçbir yerde kalmasa bile biz ücretsiz eğitim istiyoruz.
Kriz döneminde işçiler sendikasızlaştırılmaya, ücretleri %35’e varan oranda geri çekilmeye, güvenliksiz ve iş güvencesiz ortamlarda çalışmaya zorlanmakta, iş güvenliği önlemleri bir bir törpülenmekte, grev-toplu sözleşme hakları ellerinden alınmaya çalışılmaktadır. Biz mühendislerin ve adaylarının yaşadıkları sorunlar da bunlardan bağımsız ve de farklı sorunlar değil. Bunun bilincinde olan Metalurji Genç olarak;
-Parasız, Bilimsel, Demokratik Üniversite
-Ücretsiz Ulaşım, Barınma, Beslenme İmkanı
-Sermaye için Değil Halk için Bilim Üreten Üniversite
-Seyirci Değil Uygulamacı Olduğumuz Laboratuar Koşulları
-Savaşlara Değil, Eğitime ve Sağlığa Bütçe
-Halkın İş, Barış, Eğitim, Sağlık, Laiklik, İnsanca Yaşam, İnsanca Çalışma Koşulları Taleplerini Karşılayacak Gerçekten Demokratik Bir Anayasa
-Varolan İş İmkanlarının Toplam Nüfusa Bölüştürülmesi
-Borç Ödemeye Değil, Halkın İhtiyaçlarına Göre Ekonomi
-Üniversitelerde Öğrencilere Yapılan Saldırıların Son Bulması
-Kampüslerimizde Sosyal Hayatın Geliştirilmesi
-İş, Eğitim, Barış
Taleplerimiz ile tüm arkadaşlarımızı “Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü” 1 Mayıs’a bulundukları illerde kendi taleplerimizle katılmaya ve TMMOB kortejlerinde yerlerini almaya davet ediyoruz. Biz mücadele edersek mutlaka kazanırız.
NOT: İstanbul Buluşma Noktaları
Metalurji Genç Anadolu Yakası buluşma noktası ve saati: 8.00′de Söğütlüçeşme Metrobüs İstasyonu’nda.
Metalurji Genç Avrupa Yakası buluşma noktası ve saati: 9.00′da Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi Önü
Öğrenci komisyonları ortak buluşma noktası ve saati: 9.30′da Şişli Camii önünde toplanılacaktır.





Diyarbakır’da örgütsüz olmalarına rağmen birlikte greve çıkan 12 tuğla fabrikasından 3000′e yakın işçinin grevi başarı ile sonuçlandı.